Her Fikri Kafanızda İyice Yoğurun

Daha yeni evlenmiştim. Ankara’da oturuyordum ve ev kurmanın omzuma yüklediği borçlar bir an önce bitsin istiyordum… “İstiyordum” ama elimde mesleğim yoktu.

Ne yapabilirim diye düşündüm taşındım. Şunu mu yapmalıydım, bunu mu? Hem bildiğim bir konu olmalıydı, hem de hızlıca paraya tahvil edilebilmeliydi. Öyle mi olsun böyle mi derken aklıma gelen her fikri çiğ köfte gibi yoğurduğumu fark ettim.

Gaziantepliydim ve aslında doğuştan şehrimize özel bir kabiliyetim olduğunu keşfetmemle proje hemen şekillendi: Dışarıda dürümü 3-4 liradan satılan çiğ köfteleri bir Gaziantepli olarak evde yapıp çevremdeki büfelerle ve kafelerle anlaşarak kilosunu 6 liradan satmaya başladım.

Bir kilo çiğ köftenin toplam maliyeti bana 3 liraya geliyor ben ise 6 liraya satıyordum. Bu rakam %100 kar demekti. Her gün 10 kilo civarı siparişim oluyordu ve ayda kazandığım ücret o zamanın asgari ücretini buluyordu.

Bu işe 2 yıl boyunca -çocuğum doğana kadar- devam ettim. Çiğ köfte makinesi zaten çeyizimde vardı, onun sayesinde hem çok vaktimi almıyordu hem de borçlarımızın bitmesine katkıda bulunmak beni mutlu ediyordu.

Sonuç olarak şunu çok açıkça söylemek isterim: Hiç kimse “mesleğim yok” demesin. İstedikten, araştırdıktan ve bulduğunuz fikirleri kafanızda çiğ köfte gibi iyice yoğurduktan sonra mutlaka kendinize uygun bir iş bulmanız mümkün. Kısacası lazım olan şey; istek, zaman ve sabır.

(F.Y.)

Bedava Ulaşım

Bursa Uludağ Üniversitesi son sınıftaydım.

Günlerden bir gün bir kurum sınavı için İstanbul’a geldim.

Sınava gelirken yanımızda telefon getirilmesi yasaktı. İstanbul’u da pek fazla bilmediğim için kurum sınavının olduğu yere beni Ataşehir’de oturan bir akrabam bıraktı ve gitti. Kurum sınavından çıkıp tekrar akrabama gidecektim. Ama o ana kadar sınava konsantre olduğumdan dönüş olayını hiç düşünmemiştim. Nasıl dönecektim?

Yanımda telefon yoktu. Yolu bilmiyordum. Ayrıca elimde sadece adres vardı ve taksiye de para vermek istemiyordum.

O sırada karşıma bir şehirlerarası otobüs yazıhanesi çıktı. Yemen yazıhaneye girip Bursa’ya 4-5 saat sonraki otobüs için bir bilet aldım ve yazıhanenin ücretsiz servisiyle Ataşehir terminaline gittim.

Servisten iner inmez de bileti açık bilete çevirdim. Zaten Bursa’ya döneceğim zaman da bu açık bileti kullandım.

Bu sayede hem İstanbul’da kaybolmadım hem de gitmek istediğim yere bedavadan ulaştım.

(E.G.)

Ev Tipi Çiğköfte Makinası

Ülkemizde hemen herkesin evinde az çok çiğköfte yendiğini biliyoruz. Özellikle son yıllarda epey popüler oldu. Bu kadar sevilmesinin en büyük nedeni hem doyurucu, hem lezzetli, hem de ucuz olması. Üstelik yeşillikle ve limonla yeniyor. Malum bol bol vitamin var bu ikilide. Yani her açıdan ideal bir besin çiğ köfte.

Çiğköfte evde yeniliyor ama genelde dışarıdan alınıyor. Endüstriyel çiğköfte fabrikasyon şekilde fırınlarda kullanılan “hamur yoğurma makinalarıyla” yapılmakta. Çok kompleks makinalar değil bunlar. Evimize almamız maddi anlamda mümkün gözükse bile koyacak yer sıkıntısı ve temizlik sıkıntısı hanımların kabul edeceği türden değil. Hem zaten bir seferde en az elli kişilik çiğköfte yapmanız lazım, dolayısıyla tüketmek imkansız.

Peki hem koruyucu madde içermeyen, hem yoğuracak bilgi ve birikim ve tecrübesi olmayanların evde yapabileceği, hem de taze olarak tüketebileceğimiz çiğköfte mümkün müdür?

Bence evet. Şu endüstriyel ebattaki makinaların evde tost makinası boyutunda üretilmesi mümkündür. Makinanın çiğköfteyi ekmek hamuru yapar gibi yoğurabileceği bir dizayn düşünülebilir. Çok zor olduğuna inanmıyorum. Evde ekmek yapma makinaları var. Kaliteli olanları 250 TL civarı bir fiyata satılıyor. Yani bu makinalardan hareketle yerli bir girişimci ev tipi çiğköfte makinasını rahatlıkla yapabilir ve senenin girişim ödülünü alabilir diye düşünüyorum.

(Mehmet Ali Akarsu)

Sigara İçmeyerek Kazanacağınız Para

Günde ortalama 8 Lira’lık 1 paket sigaranın içildiği bir ailede sigaraya her yıl 2.920 Lira verildiği hesaplanınca “Bu parayla neler yapılmaz ki?” sorusu aklımıza geliyor.

Peki sigarayı bırakıp tatile çıkmak nasıl fikir?

Günde 1 paket sigaraya vereceğimiz 8 Lira ile mesela;
– Avrupa’nın Paris, Amsterdam, Roma, Milano, Münih gibi güzel şehirlerinde 2 kişilik 3 gece 4 gün tatil;
– Ortalama 7 gün 2 kişilik Balkan turları;
– Yurtiçi süper lüks konaklamalı bölgesel (Karadeniz, Akdeniz, Güneydoğu) turları yapmak mümkün.

Alternatifleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Koca bir yılın stresini attığımız güzel bir tatili bedavaya getirmek ve daha da önemlisi sağlıklı, hastalıksız, mutlu bir hayat yaşamak sizin elinizde.

(S.Y.)

Sağlık Paradır

Günlük, aylık ya da yıllık hiçbir şey ödemeden binler ya da milyonlar kazanmak. Kulağa hiç de fena gelmiyor. Nasıl mı? Hergün düzenli spor yaparak.

Evet, bilimsel araştırmalar günlük spor yapmanın kalp krizi riskini azalttığı, beyni zinde tutarak Alzheimer’ı engellediği, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, kas gücünü arttırdığı, felci önlediği ve bu minvalde birçok faydası olduğunu defalarca ispatlamıştır.

Eee birikim, kazanç bunun neresinde mi diyeceksiniz? Kazancımız işte tam da sporun sağladığı bu faydalarda gizli.

Diyelim ki;
Spor yaparak bağışıklık sistemimizi güçlendirdik ve grip nezle ve diğer hastalıklara dur dedik. İlaçlara vereceğimiz liralar cebimizde kaldı. Kas gücümüzü arttırdık ve olası sakatlanmalara karşı fizyoterapiye vereceğimiz liralar yine cebimizde kaldı. Kalbimizi-beynimizi koruduk ve ameliyatlara vereceğimiz liralar cebimizde kaldı.

En önemlisi de milyonlara hatta milyarlara,trilyonlara bedel yaşamımız,sağlığımız ve sevdiklerimizle yaşayacağımız güzel günler bizlere kaldı.

(Nazan Y.)

Dünyanın En Şanssız İnsanı

1962 yılında Frane Selak isimli Hırvat müzik öğretmeni, Saraybosna’dan Dubrovnik’e giden trene bindi. Bu yolcuğun onu tüm dünyaya tanıtacak olaylar zincirinin ilk halkası olduğundan habersizdi. Selak’ı taşıyan tren raydan çıktı ve donmuş nehre devrildi. Kazada 17 yolcu hayatını kaybederken, Selak kıyıya kadar yüzerek kurtuldu. Selak kazayı sadece kırık bir kol ve çiziklerle atlatmıştı.

Olaydan bir yıl sonra, Selak uçakla Zagreb’den Rijeka’ya yolculuk etmek için uçağa bindi. Gökyüzünde bir anda uçağın kapısı açıldı. Hava sirkülasyonu bazı yolcuları dışarı çekti. Uçaktan fırlayanlar arasında Selak da vardı. Uçak birkaç dakika sonra yere çakıldı ve 19 kişiye mezar oldu. Ancak Selak gözlerini açtığında hastanedeydi. Şansı yaver gitmiş bir saman yığınının üzerine düşmüştü. Bu kazayı da sadece ufak sıyrıklarla atlattı.

1966 yılında Selak’ın bindiği otobüs yoldan çıktı ve bir nehre uçtu. Kazada dört kişi öldü. Selak ise hafif yaralı olarak kurtuldu.

1970 yılında Selak otomobiliyle yolculuk ederken araç birden alev aldı. Selak çabucak aracı durdurup kendini dışarı attı. Bundan hemen sonra da araç havaya uçtu.

1973 yılında bozuk bir benzin pompasından, Selak’ın otomobilinin motoruna benzin akıttı. Araç aniden alev aldı. Selak bu kazadan da kurtuldu ancak saçlarının büyük bir kısmı yandı.

1995 yılında, Zagreb’de Frane Selak’a bir otobüs çarptı. Selak bu kazayı da ufak sıyrıklarla atlattı.

1996 yılında aracıyla bir dağ yolunda seyreden Selak; döndüğü virajın ardından, bir kamyonun üzerine doğru geldiğini gördü. Refleksle aracını yolun dışına yöneltti. Araç yoldan çıkıp uçurumdan yuvarlanırken, Selak araçtan atladı ve bir ağaca tutundu. Aşağı baktığında; yaklaşık 90 metre aşağıda aracının patladığını gördü.

Selak artık kimilerine göre şansı, kimilerine göre ise şanssızlığı konusunda dünya çapında üne sahip olmuştu.
2003 yılında Selak, hayatında ilk kez piyango bileti aldı. Büyük ikramiye olan 1 milyon dolar parayı kazandı.

Selak hayat hikayesini anlatırken “Buna iki şekilde bakabilirsiniz” diyor. “Ya dünyanın en şanssız insanıyım, ya da en şanslısı. Ben ikincisinin doğru olduğuna inanıyorum.”

2004 yılında Doritos, Avustralya’da bir TV reklamında oynatmak üzere Selak’a teklif götürdü. Başta teklifi kabul eden Selak, daha sonra fikrini değiştirdi… Sidney’e uçakla gitmeyi reddetti… Selak bu kararın sebebini “Şansımı artık daha fazla zorlamak istemiyorum” diyerek açıkladı…

(F.K.)

Kullanıcı Fikirleri kategorisine gönderildi Düzenle
Berberin Çırağı
Posted on 16 Temmuz 2015 yazarı Para Kazandiran Fikirler
Gittikçe globalleşen ticaret ve e-ticaret dünyasındaki başarının nasıl geldiğini çok iyi anlatan ve ufuk açan bir hikaye:

Bir berber çırağı varmış. Bu çocuk çok saf görünür, işini de elinden geldiğince yaparmış. Berbere gelip tıraş olan müşteriler çocuğa bahşiş vermek isterler iken çocuk verilen 5-10 Lira bahşişleri “bunlar çok fazla” deyip almazmış. 1 Lira uzatıldığında ise hiç itiraz etmeden alırmış. Sonra bu dilden dile önce mahallede sonra da tüm şehirde yayılmış. Millet denemek için dahi olsa çocuğa 5 Lira uzatırmış, çocuk almazmış sonra 1 Lira verilince alırmış. Dilden dile “bu çocuk tam aptal, bak 5 Lira veriyorsun almıyor 1 Lira verince alıyor” diye iyice yayılmış. Sonrasında bir gün köşe başında çocuğu oyun oynarken gören bu adamlardan biri merakla sormuş; “neden 5 Lira’yı almıyorsun hep 1 Lira’ları alıyorsun. 5 Lira daha güzel, daha iyi para” demiş. Çocuk da demiş ki; “5 Lira’yı aldığım gün bu oyun biter.”

(Semih Çelik)

Kupon demek para demek, kullanmazsan sat.

Merhaba arkadaşlar,

Hepimiz internetten alışveriş yapıyoruz. E-ticaret siteleri yaptığımız alışveriş sonucunda bize özel hediye çekleri veriyor. Ancak ihtiyacımız olmadığı dönemlerde o hediye çeklerimizi kullanmıyoruz ve çekler süreyle limitli olduğu için malesef iptal oluyor, çöpe gidiyor.

Aslında kupon demek para demek. Yani sizin kullanamıyor olmanız o hediye çekinin, indirim kuponunun, kupon kodunun değerinden hiç bir şey kaybettirmiyor. Burada benim fikrim kazan-kazan prensibine dayanan hediye çeki ve indirim kuponlarımızı ihtiyacı olan diğer kişilere satarak değer yaratmaktır.

Bu durumda hem o hediye çeki yanmayacak; hem o çeki satın alan kişi ucuz alışveriş yapıp kazanacak; hem o çeki tedavüle süren mağaza hedefine ulaşmış olacak; hem de siz o çeki çöpe atmak yerine paraya tahvil etmiş olacaksınız.

Forum sitelerinde ilan vererek hediye çeklerinizi değiş tokuş veya nakit para karşılığı elden çıkararak kolayca değerlendirebilirsiniz. Örnek isterseniz mesela benim bu şekilde ev ekonomime katkım 5 aylık süreçte 400TL gibi ciddi bir rakam oldu. Bu 400TL’yi çöpe atmış olduğunuzu düşünenize; ne kadar yazık olurdu. Ben forumlarda bunları satışa sununca hem faydalı bir uğraşla vakit geçirdiğim için kendimle gurur duydum, hem de yeni yeni kişilerle tanışırken nakit para da kazanmış oldum.

Bu keyifli uğraşı herkese tavsiye ederim.

(Gökhan S.)

Damlaya Damlaya Göl Olur

Bu sıcak havalarda her gün duş almak lazım. Ama kimse duşa başlamadan önce suyu ısıtırken -yani daha duşun altına girmemişken- boşa akıp giden suyun hesabını yapmıyor. Ben de yapın demiyorum zaten 🙂

Ancak bu konuda başta az gibi görünse de aslında yüklü miktarda su kaybının önüne geçebilecek bir önlem alabilirsiniz. Ben şahsen uyguluyorum ve gerçekten de su faturasında gözle görülür bir tasarruf sağladım.

Yapılacak işlem çok basit. Duşa girdiğimiz anda su hemen ısınmıyor. Önden soğuk soğuk akıyor ve o brrr hissi veren ilk andan su tam olarak ısınıncaya kadarki süre içinde akan tüm su boşa gidiyor.

Boşa akıp giden soğuk suyu izlemeyi bırakmanız yeterli.

Yapmanız gereken, akıp giden suyun altına yaklaşık 5 litre su alabilecek bir kap yerleştirmek. İşte hepsi bu kadar. Şimdi gelin ne kadar tasarruf sağladık bir bakalım. Sadece iki kişilik bir aileden yola çıkalım. Ortalama sıcak su gelene kadar 2,5-3 litre soğuk su boşa akıp gidiyor. Haftada 6 duş alsak, iki kişi 12 kere, soğuk suyumuz boşa akmasa 3*12=36 litre suyumuz boşa akmamış oldu. Bu da ayda 144 litre su demek oluyor!! Artık hesabı kendi evinize göre yapın. Çocuklu aileler, günde iki kere duş alanlar vs.

Gelelim bu suyla neler yapabileceğimize; çiçek sulayabilirsiniz, eşiniz temizlik yaparken kullanabilir, belki bulaşık durularken kullanabilirsiniz. En kötü ihtimalle balkona koyarsınız kuşlar içer. 144 litre iyi tasarruf; damlaya damlaya göl oluyor.

(Yusuf O.)

Tatili Nasıl Bedavaya Getirdim

Yıl boyunca çalışıyoruz ve yaz tatilinin hayalini kuruyoruz. Ama o sabırsızlıkla beklediğimiz yaz gelince de tatil planlarımızı bütçemizle sınırlandırmak zorunda kalıyoruz. Hatta pek çoğumuz fiyatlara baktıktan sonra tatili iptal etmek zorunda bile kalıyor.

Ama ben diyorum ki “bedava tatil mümkün”. Başlık dikkatinizi çektiyse, eminim sabırsızlıkla okuyorsunuz ve böyle bir ihtimale inanmıyorsunuzdur. Diyorum ki bu tamamen doğru ve gerçek: Tatili bedavaya getirebiliriz.

Bundan 2-3 yıl kadar önceydi. Gurbetçi bir akrabam, yaz tatili için Almanya’dan Türkiye’ye gelecekti. Yaklaşık 2 haftalık bu tatil için araba kiralamayı düşünüyordu. Geldiği zaman karşılaştığı fiyatlar gözünü korkutmuş olacak ki, gelmeden 1 ay önce bana ulaştı ve çevremden bir kiralık araç araştırmamı rica etti. O an bende bir evreka anı oldu. Ampule birden 380 volt gitti. Piyasa fiyatlarını araştırdım ve kendi aracımı daha uygun bir fiyatla vermeyi teklif ettim. Bu duruma çok sevindi ve kabul etti. Kazan-kazan dakikası. Zafer anı. Akrabam tatili ucuza getirebilrken ben de tatili bedavaya getirebilecektim.

Akrabam arabayı alıp tatile çıkarken ben de havadan gelen bu bütçe ile 2 haftalık bir tatil satın almak için internetten araştırmaya başladım. O yıl Antalya’dan bir tatil paketi satın aldım. Otel, deniz, havuz, plaj, açık büfe yemekler arasında gezerken arabama hiç ama hiç ihtiyacım olmayacaktı. (Avantajix’ten tıklayınca alışveriş daha da ucuzladı dememe gerek yok sanırım.)

Bu ilk denemem başarılı olunca, sonraki yıllarda da aynı şekilde aracımı kiraya vererek farklı illerimizden tatil almaya devam ettim.

Tavsiyem o ki, eğer planladığınız tatilde araca ihtiyacınız olmayacaksa veya evinizde kiraya verecek ikinci bir araç varsa -mesela eşinizin aracı- siz de her yıl bedava bir tatili hak ediyorsunuz demektir.

(Mustafa O.)

Cep telefonumu evde değil işte şarj ediyorum

Tasarruf için her attığım adıma dikkat ediyorum. Devir tasarruf devri. Zaten onun için Avantajix kullanıyorum.

Benim kendi uyguladığım ve buradan tüm dostlarıma da önerdiğim tasarruf fikri şu:

Elektrikli aletlerinizi evde değil işyerinde şarj edin.

Cep telefonunuzu, laptopunuzu ve elektrikli ne varsa o aletinizi eve boş şarjla götürmeyin.

Eve gelen elektrik faturanız, sağa sola gösterip bakın ne yüksek diye hava atacağınız bir obje değildir. Elektrik faturasına ödemediğiniz her kuruş, sizin kendinize ve sevdiklerinize ayırabileceğiniz paradır. İleride elektrikle değil suyla çalışan cep telefonu çıkarsa o suyu da işyerinden doldurun. Unutmayın, devir tasarruf devri.

(Talip D.)

Dişmacunu Tüpünü Makasla Kesin

Dişmacunu bitti sanıp tüpünü çöpe atıyorsunuz ama daha en az bir haftalık diş macunu içinde kalmış oluyor.

Sanırım tüpün tasarımı ile ilgili birşey bu. Bir gün oturup inceledim: Macun tüpün 3 ayrı yerinde toplu halde kalıyor. Birincisi kapağın takılı olduğu yuvarlak bölümün hemen arkasında; ikincisi tüpün en dibinde, üçüncüsü de tüpün en dibinden en ucuna kadar olan bölüm boyunca ince bir çizgi halinde; yani toplamda 3 ulaşılamaz nokta var ve bu noktalardaki macunu çöpe atmak bence çok yazık.

Bunun çözümünü şöyle buldum: “Dişmacunu bitti tüpü çöpe atalım dediğimde”, tüpü atmak yerine makasla bir uçtan diğer uca kadar kesiyorum. Sonra ikiye yarılmış tüpün içindeki diş macununu birkaç gün daha kullanıyorum. Eğer kestiğiniz yeri açık bırakıp macunu kurtumazsanız 1 hafta daha gidiyor.

Para kolay kazanılmıyor. Damlaya damlaya göl oluyor.

(Arzu L.)

90 Kuruşa Sinema

Yakın zaman önce Beşiktaş’a taşındım; bir yandan da Taksim’de haftanın iki günü İspanyolca kursuna devam ediyorum. Otobüslerin Kabataş’a sürekli giderken nedense Beşiktaş’a çok sık kalkmamasından dolayı dolmuşa binmeyi tercih ediyorum. Dolmuş hem daha sık, hem daha hızlı, hem de daha konforlu.

Sosyallik açısından en sevdiğim etkinlik ise sinemaya gitmek, Ancak farkettim ki yol parasına sinema bileti kadar para harcıyorum. Diyeceksiniz nasıl yani?

Beşiktaş-Taksim ve Taksim-Beşiktaş dolmuş hattı 2.25TL, haftanın 2 günü geliş-gidiş olarak 2 günlük toplam maliyeti 2.25TL+2.25TL=4.50TL, diğer gün de 4.50TL, eder 9.00TL

Kurstan akşam 19:00 gibi çıkıyorum. Arkadaşlarla sohbet muhabbet derken dolmuş durağına gelişim 19:30. Trafik kesmekeş! Fark ettim ki çoğu zaman yürüsem herhangi bir araçtan daha hızlı evime varıyorum. Kimi zaman İnönü Stadı’nın çevresini dolanarak Dolmabahçe istikametine gelebilmek trafik yüzünden 30-45 dakika alıyor!

Halbuki, Gümüşsuyu’nun altındaki parktan inip yürüyerek Barbaros Bulvarı’na gelmem taş çatlasın 20 dakikamı alıyor. Üstelik doktorlar günde en az 1000 adımın kalp sağlığı açısından iyi olduğunu da söylemekte.

Böylece iki günde 9.00TL tasarruf etmiş oluyorum. Üzerine de 90 Kuruş ekleyerek sinemaya gidiyorum.

Diyeceksiniz ki, İstanbul’un hemen her yerinde biletler 15TL’den aşağı değil; sen bunu nasıl yapıyorsun? Şöyle: Önce Avantajix’e giriyorum. Sonra sürekli kullandığım ve biletlerin hafta içi 9.90TL olduğu bir fırsat sitesi var. Sadece tasarrufumun üzerine 90 Kuruş harcayarak bilet kodumu alıyorum hafta içi istediğim bir seansa giriyorum. Ha bir de üzerine Avantajixten üste para iadesi alıyorum. Ve hatta ilgili sitede sağlanan indirim kodu sayesinde bu alışverişim daha da ucuza geliyor. O verdiğim 90 Kuruşu da böylece geri almış oluyorum.

Kısacası benim hesabıma göre ben artık hem günlük yürüyüşümü yaparak daha zinde kalıyorum; üste bedavaya sinemeya giderek de haftalık eğlencemden geri kalmıyorum.

Atatürk sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını seviyor.

(Emrah Bayıldıran)