Siz hiç evde bağırma provası yaptınız mı?

İlk paramı on yaşında kazandım. Yazları boş boş oturuyordum ve canım çok sıkılıyordu. Yeni taşındığımız bir ilçe, yeni insanlar, yeni bir hayat. Haliyle ailem de çekiniyordu beni yalnız başıma dışarı bırakmaya. Derken ilk hafta evimizin çok yakınında bir pazar olduğunu gördüm. Annemle gittim gezdim hemen tabii. Etrafı gözetliyorum, insanları izliyorum. Derken yazımı değiştirecek o sesi duydum “Buz gibi soğuk suyu”. Ne hikmetse susadım birden. Su istedim annemden. Aldı, içerken düşünmeye başlamıştım bile. Acaba bu işi ben de yapabilir miydim? Annem ne derdi? Eve vardığımda hemen anneme açtım konuyu. Kırmadı sağ olsun. Olur dedi, haftaya sen de sat. İçim içime sığmadı o an.

Hemen gittik bir termos aldık. Mahallemizdeki bakkal ucuz satardı şişe suyunu. Ondan suları aldım buzdolabına doldurdum. Taslara da su doldurup buzluğa koydum. Bekliyorum ki bir daha pazar olsun, ben de gidip su satayım. Nasıl satarım diyorum, evde bağırma provası yapıyorum. Derken pazar geldi çattı. Artık başlayacağım işe. Evden çıkıyorum. Yürümeye başlıyorum. Kafamda en sevdiğim şapkam, üstümde en güzel tişörtüm. Temiz çocuk olduğumu anlasınlar, daha kolay alırlar belki diyorum. Pazara girdiğim anda başlıyorum bağırmaya “soğuk suu”. Hemen bir abla çıkıyor oradan. İki su satıyorum. Sermayem 20 lira. 25 kuruşa alıp 50 kuruşa satıyorum. İnanılmaz sevinçliyim. Para kazanıyorum. Daha bir şevkle başlıyorum işe. Üç beş derken bitiyor sularım. Uçar gibi dönüyorum mahalleye. Termosun içine alıyorum yine şişe şişe suları, koşuyorum pazara. Daha bir bağırıyorum. Daha bir seviniyorum.

Bir pazarcı görüyorum. Çok seviyor beni. Gel yanımda sat diyor. Tezgahı tam köşe. Tamam geldim diyorum koyuyorum önüne. Bütün paramla aldığım su tekrar yarıya düşüyor. Abi dönüyor, gel arada bana da yardım et, gündelik veririm diyor. Tamam diyorum, ekstra para gelecek. Hem ona yardım ediyorum, hem su satıyorum, hem müşteriden bahşiş, hem gündelik. Hayat inanılmaz güzel bana. Dondurma yerim diyorum bol bol. Akşam oluyor cebimde bir sürü para. Allah’ım diyorum hepsi benim mi? Tamam diyorum ben artık gideyim, merak ederler. Pazarcılar bir daha gel diyerek yolluyor beni. O gün cebimde 5 kat parayla dönüyorum eve. Ama bambaşka bir çocuk olarak.

Tek şey bir işi mutlu olarak ve isteyerek yapmak. Gerisi hiç mühim değil. Siz yola çıkın, o yol kendi kendine açılıyor.

(Anıl Y.)

Havadan para kazanılır da sudan kazanılmaz mı?

Hazır konu açılmışken ben de şöyle bir para kazanma anımı paylaşmak istiyorum.

Malumlarınız arife günlerinde mezarlıklar ziyaretçi dolup taşar. İşte yine böyle bir arife gününde, tahminen 11 veya 12 yaşlarımda iken, arkadaşımla kalktık ilimizdeki kent mezarlığına gittik. Amacımız hem mezarlıklardaki kalabalığı yerinde görmek hem dağıtılan şeker, bisküvi ve sair şeyleri toplamak gibi çocuksu duygularla gittik mezarlığa. Aradan bir miktar süre geçince aklımızda para kazanma ile ilgili belki de hayatımızın ilk fikir ışığı yandı. Bu fikir, mezarları ziyarete gelenlere özellikle de çeşmeye uzak olan mezarlara gelen ziyaretçilere, mezarlara dökmek üzere suyun temini ve ulaştırılması idi.

Özellikle çeşmeye uzak ve görece yüksek yerlerde yer alan mezar ziyaretçileri tarafından ciddi rağbet görecek bir fikirdi bu. Ancak suyu ne ile taşıyacağımız sorununa bir çözüm bulmak gerekiyordu. Bunu da tatlı dilimiz ve ikna kabiliyetimizle birlikte yanında şişe ve bidon getiren ailelerden temin ettik. Artık para kazanma vaktiydi. Birimiz dışarıda talep toplarken (pazarlama ve dağıtım) diğerimiz çeşme başında su doldurmakla (üretim/tedarik/paketleme) işiyle meşguldü. Para kazanıyor oluşumuz, hayatımızdaki ilk ticari faaliyetimizin başarılı gitmesi ve çocuk aklımızla harçlığımıza göre ciddi oranda daha iyi bir para kazanmış olmamız, bizi fazlasıyla heyecanlandırmış ve mutlu etmişti.

Akşama doğru eve dönerken elimizde para, yüreğimizde mutluluk ve gurur vardı.

(S.U.)