Koltukaltı Pedi

İnsanların koltuk altları çok terleyen bölgelerden biridir. Gün içinde koşuşturmalardan terleyen bölge bizi rahatsız ettiği gibi giysilerimizde yarattığı ıslaklıkla kötü bir görünüm de meydana getirir. Kullandığımız deodorantlar da bu konuda çok etkili olmuyor. Benim önerim, para kazanmak isteyen bir kişinin gerekli araştırmaları yaptıktan sonra “kadın pedi” benzeri ergonomik bir “koltukaltı pedi” üretmesidir.

(Ahmet Mesut Göde)

Son kullanma tarihi geçmiş ürünleri bularak para kazanmak

Yanlış hatırlamıyorsam 2004-2005 yıllarıydı. Büyük bir markette herkesin pek bilmediği bir kampanya vardı. Müşterilerine mağazada son kullanma tarihi geçmiş ürün bulmaları durumunda aynı ürünün yeni tarihli olanını hediye olarak veriyorlardı. Biz de sırf bunun için markete gider ve o reyon senin bu reyon benim, ürünlerin son kullanma tarihlerini kontrol ederdik. Özellikle margarin bölümünde tarihi geçmiş ürün bulunabiliyordu. Bu sayede hem biz epey bir ürünü bedava olarak almıştık, hem de markete yardımcı olarak raflardaki eskimiş ürünleri kaldırtmıştık. Bu aslında bir kazan-kazan oyunuydu, çünkü market bu iş için yeni bir eleman işe alacağına konuyu oyun haline getirerek raflarını temizliyor ve müşterilerine iyi hizmet veriyordu. Biz ise bu oyunu oynayarak eve kutu kutu konserve taşıyorduk. Hey gidi günler…

(Ceyhun Ç.)

Üç Boyutlu Yazıcı Paradoksu

Geçende Çin’den üç boyutlu yazıcı aldım. Aldığım bu yazıcıdan yazıcının ana parçalarını yazdırdıktan sonra parayla aldığım yazıcıyı iade ederek kendi üç boyutlu yazıcımı bedavaya getirmeyi hesaplıyorum. Gerekli parçaları basmaya başladım bile.

(B.B.)

Akvaryumda balık besleyerek para kazanmak

Önceleri hobi olarak başlayan akvaryumda balık besleme işi zamanla küçük harçlıklar kazanmama fayda sağladı. En azından ilk zamanlar ürettiğim yavru balıkları verip, yerine kendi balıklarım için yem, akvaryum için aksesuar ve gerekli alet edevatı almam seklinde sonuçlanmıştı. Zamanla neden daha fazla üretip daha fazla para kazanmayayım ki diye düşünmeye başladım. Öncelikle akvaryumda beslediğim balıklarımı tek tür olarak değiştirdim. Çünkü farklı türlere bir arada baktığım zaman yavru almam zorlaşıyordu. Tek tür olarak akvaryumda “yunus” adı verilen cins balıkları bıraktım ve yeni yunus balıkları ekledim akvaryumuma. Uzun lafın kısası zamanla daha çok yeni yavrular aldım damızlık balıklarımdan. Tabii ki damızlık balık almak oldukça maliyetliydi. Sattığım yavru balıklar arttıkça gelirim de arttığı için artık kazandığım paralarla damızlık boyda balıklar alabiliyordum. Zamanla akvaryumum balıklar için yetersiz kaldı önce 2. sonra 3. ve 4. akvaryumları da evimin küçük odasına kurdum ve bütün bunları ürettiğim balıklardan kazandığım paralarla yaptım, cebimden tek kuruş bile çıkmadan. Hem eğleniyor hem de gayet güzel para kazanıyordum. Zamanla düzenli şekilde üretim yapmaya ve aylık belli tutarda kendime harçlık çıkarmaya başlamıştım. Tabi bunları gerçekleştirirken akvaryum nasıl kurulur, suyun ısısı nasıl olmalıdır, temizliği nasıl olmalıdır, nasıl bit balıktan yavru alınır gibi konularda bilgi sahibi oldum. Bu konularda detaylı bilgiye sahip olmadan bu ise girmek kesinlikle yanlış olurdu. Hem sevdiğim bir hobiyi yaparak hoş vakit geçirmek, hem de bu uğraştan para kazanmak bence güzel bir fikir; düşünenlere önerilir.

(E. Kurtulmuş)

Kalabalık Yaratarak Para Kazanma Yöntemi

Bir kaç sene önce bir arkadaşımızın nikahına gitmiştik. Fakat biz saati yanlış anlayıp erken gittiğimizden dolayı kapı önünde beklemeye başladık. O esnada birisi gelip “nikahımızda kimsemiz yok katılır mısınız?” dedi. Biz de dışarıda bekleyene kadar içeride bekleriz dedik ve nikaha katıldık. Yaklaşık yarım saat sürdü. Nikah bitince bizi davet eden kişi hepimize para verdi.

Açıkçası kalabalık yaparak para kazanmıştık. Dışarı çıktık ve beklerken bir de baktık ki başkaları da aynı şeyi istiyor; kalabalık yaratmamızı. Tabii ki severek kabul ettik. Yine yarım saatte iyi para kazandık. Açıkçası beş arkadaş çok şaşkın vaziyetteydik. Ama durduk yerde para kazanmak denir ya, durduğumuz yerde ve belki de beş kişi olduğumuz için para kazanmıştık.

O kazandığımız parayla bir yere gidip yemek yedik; hatta cebimizde hala da para kalmıştı. Sonradan bu iş için yurt dışında firmaların bile kurulduğunu duyduk. Enteresan iş. Kalabalıkları bazıları sevmez; bazıları da kalabalık olsun diye insanlara para veriyor.

(Hatice D.)

Emanetçilik Yapıp Para Kazanma Metodu

Birkaç yıl önce izinli bir günümde halamlara gitmiştim. Evleri biraz kenar mahallede kalır. Yakınlarında bakkal market benzeri bir şey bile yoktur. Öte yandan evin hemen yanında büyük bir lise vardır. Aşağı yukarı ayda 1-2 kez hafta sonları bu lisede büyük sınavlar yapılır. ÖSYM yada AÖF gibi sınavlar. Tesadüf o gün de orada sınav varmış, etraf ana-baba günü. Sınava girenlere bakarken bazılarının kapıdan geri döndüğünü gördüm. Neden döndüklerini merak ettim. Meğer yeni sınav yönetmeliğinde “Sınava metal eşya küpe alyans telefon cüzdan hatta madeni para bile sokulamaz” diye bir madde varmış.

Buyurun size anında para kazandıracak iş fikri. Sabah sabah herkes yana yakıla küpesini, bozuk parasını, telefonunu emanet edeceği birilerini arıyordu; benim de aklıma o insanlara yardım edebilecek bana da bir miktar para kazandırabilecek bu fikir geldi. Neden ben bir “Emanetçi” olmayayım ki?

Hemen halamlara gidip garajdaki kullanmadıkları çekmeceli ahşap dolabı kaptım. Biraz da boş kağıt ve yapıştırıcı bant aldım. Dolabın üzerine kocaman “EMANET ALINIR/EMANETÇİ” diye yazdım. Sandalyemi alıp okulun giriş kapısının yanına oturdum.

İnsanlar beni farkedip yavaş yavaş yanıma gelmeye başladı. Parça başı 1 TL olarak emanetleri aldım. Aldığım her emanetin üstüne kişinin kimliğine bakıp adı/soyadı/telefonu ve o kişiye özel verdiğim numarayı yazdım. Emanet verene ise sadece ona özel verdiğim numaranın olduğu kağıdı verdim. Tabii ki herhangi bir sorumluluk da kabul etmediğimi belirttim.

Yaklaşık 2 saat içinde 200 TL gibi bir para kazandım. Bu benim için güzel bir tecrübe olmuştu. O günden sonra o lisedeki sınavları sürekli takip ettim. Müsait olduğum zaman yine emanetçilik yapıyorum. Az miktarda emek ve zaman harcayarak 1-2 saatte hatırı sayılır paralar kazanıyorum.

(Ahmet Kalkan)

Nedir bu DIY dedikleri şey?

Son zamanlarda Pinterest, Instagram ve Youtube sağolsun, insanlara DIY fikirleri veren kanallar bir anda çoğaldı. Peki nedir bu DIY dedikleri şey?

DIY’ın açılımı “Do It Yourself” yani kısaca “Kendin Yap”.

Kendi kendimize yapabileceğimiz o kadar güzel fikirler var ve aslında zor gibi düşündüğünüz bazı şeyler o kadar kolay yapılıyor ki, içine dalınca insan kendini geri çıkaramıyor.

Peki gelelim asıl konumuza: Bu işten nasıl para kazanılır?

Öncelikle bu işin içerisinde olan ben, kendi ihtiyacım olan şeyleri kendim yapıp kendim kullandığım için bunu (şimdilik) ticarete dökmedim. Bu işe eli yatkın olanlar içinse küçük fikirlerim var. Örneğin bir örgü oyuncak almak istediğinizde bu oyuncağın fiyatı genelde kalitesine bağlı olarak 30-80 TL arasında değişiyor.

Demek ki yapmanız gereken aslında şu: Öncelikle kendin yap videolarını izlemek, sizi ilgilendiren bir konu seçmek ve en kolay olanından başlayıp kendi kendinize bunları yapmak.

Ancak kendinize yaparken de lazım olan bazı malzemeleri satın almanız belki önden bir sermaye koyulmasını gerektiriyor gibi görünse de (dikiş makinesi gibi) bu işten para kazanmanızı kolaylaştırır. Yapacağınız kendin yap ürünlerini o kadar muntazam yapın ki maliyeti 30 TL olan bir ürünü 2 ya da 3 katı fiyat koyarak bile çok rahat satabilesiniz.

Özellikle minimalist dekoratif ürünler ve çocuk ürünleri bunlar için biçilmiş kaftan gibi görünüyor. Kendinize dikkat çeken bir marka ismi de bulup bir internet sitesi açmak; ardından da internet pazar yerleri üzerinden yeni müşterilere ulaşmaya çalışmak iyi bir fikir olabilir. Tabii ki ilk başta biraz para harcadıktan sonra ürünleriniz satılmaya başladıkça o para çok rahat geri gelecektir, merak etmeyin. Önemli olan kendi sevdiğiniz bir alanda kaliteli bir ürün ortaya koyabilmek. Sosyal medyalarda da reklamınız çıkarsa köşeyi döndünüz demektir 🙂

Bol kazançlı günleriniz olsun.

(Rabia Başkal)

Oyuncak Tamir Atölyesi

Dünyada ve ülkemizde oyuncak satışı üzerine devasa büyük bir piyasa var. Bu konuda bir çok şirket, dükkan, pazar ve hatta e-mağaza faaliyet gösteriyor. Ayrıca oyuncak piyasasının muhtemel büyüklüğü ise gezegenimizdeki insan sayısına eşit. Ama oyuncak tamiri dükkanı yok. Hatta OyuncakTamiri.com domain adresini kimse alıp kenara koymadığına göre nedense bu konuda kimse gelecek görmüyor.

Ama durum bence bunun tam tersi. Eğer oyuncak almak için birçok dükkan ve satıcı varsa; bu oyuncakların tamiri için de bir girişim çıksa muhtemelen çok başarılı olacaktır. Çünkü bu oyuncakları çocuklarımıza aldıktan sonra bozulduğunda kırıldığında çoğu kez atıyoruz. Fakat çocuklarımız bu oyuncak ile gerçekten sağlam bir bağ kurmuş olabilir ve bozulması ya da bir parçasının kırılması onları mutsuz edebilir. Aynı şekilde tamiri de onları mutlu edecektir.

İşte bu açıdan bakıldığı zaman oyuncakların tamiri işinin gerekli, faydalı ve para kazandıracak bir iş modeli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda online ve/veya offline bir oyuncak tamir atölyesi açarak çocukların mutluluğunu sağlayabilir, aynı zamanda oyuncakları tamir ederek para kazanabiliriz. Hatta böyle bir girişimin ikinci bir para kazanma kalemi de artık çocuk olmayanların, yani büyümüş ama çok sevdiği bir oyuncağı saklamış olanların, o oyuncaklarını tamir etmek ve hatıra amacıyla saklanmış oyuncakları ilk günkü haline getirmek olacaktır.

Sonuçta böyle bir fikir rüya gibi bir fikirdir, çünkü bir yandan para kazanırken diğer yandan da mutluluk dağıtacaktır.

(L. Gürbay)

Arbitraj Yapmasını Öğrenin

Ufakken misket oynamayı çok severdim. Günlük mahalle maçlarımız dışında boş vakitlerimizde her fırsatta misket oynardım. Bazen futbol oynarken hemen bitse de akşam olmadan biraz daha misket oynayabilsem diye düşünürdüm. Bazı günler ise misket oynamak o kadar sarardı ki mahallenin abileri maça çağırdığında gitmek istemezdim. Biz çocukken yaşadığımız yer çok küçüktü. Bizim mahalle ise diğerlerinden daha da küçüktü. Gerek adam eksikliğinden gerekse maçlarda tam bir görev adamı gibi davrandığımdan, genel ortalamadan bir kaç yaş ufak olmama rağmen beni kadroya hep dahil ederlerdi. Futbol benim için görevdi. Bugün şurada dur, şu adamı tut, pasları şuna at… Ama misket öyle mi? Misket özgürlüktü. İstediğim kararı kendim veriyordum. Ama özgürlük her zaman iyi değildir. Maçları genelde kazanırken misket oynadığımda genellikle kaybediyordum. Bunu iki şeye bağlıyorum: Birincisi mahalle maçlarından dolayı tanıştığım ve takıldığım arkadaşlar benden büyüktü. İkincisi itiraf etmek gerekir ki pek iyi oynamıyordum.

Hayat bir süre bu şekilde devam etti, fakat durumumuz iyi olmadığı için çok fazla misket alamıyordum, alsam bile elimde kalan üç beş misketi de aynı gün kaybedip eve misketsiz dönüyordum. Bir gün elimde kalan son onluk misketi on tane misket ile takas edip oynamaya devam etmek isterken herkes o birlik bizi mi kandırıyorsun diye söyleyince buna son verecek bir şey fark ettim. Farklı mahalleler kendi piyasalarını oluşturmuştu. Bir mahallede kemik onluk gökkuşağı birlik iken, başka mahallede durum tam tersi olabiliyordu.

Bunu fark etmemin üzerinden birkaç hafta geçmişti ki, hala oynarken kaybetmeye devam etmeme rağmen yüzlerce misketim vardı. Artık kendimi kral gibi hissediyordum. İşi daha ileri götürüp önce hangi mahallede hangi misket kaçlık not etmeye başladım; daha sonra ise satıp sakız ve cips almaya başladım. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra aldığımız cipslerden taso çıkmaya başladı. Çok hızlı bir şekilde misketler değer kaybetti ve herkes taso oynamaya başladı. Artık misketlerin bir değeri kalmamıştı. Ben de yılmadım aynı şekilde taso ile devam ettim. Yıllar sonra bir malı değeri düşük olan bir yerden alıp yüksek olan yerde satılmasının ekonomide “arbitraj” denildiğini öğrendim. Bugün aynı işe bitcoin ile devam ediyorum. Son olarak o misketleri hala saklıyorum.

(Onur D.)

Fotoğraftan Para Kazanmanın Değişik Bir Şekli

Deniz, güneş, Kaş ve aşk.

Koca bir yazı böyle özetleyebilirim.

O beach senin, bu beach benim gezdik durduk. Elimde kırmızı polaroid fotoğraf makinesiyle sürekli fotoğraf çeken ben, ve yanımda artık poz vermekten baygınlık geçiren sevgilim.

Yaptığımız uzun tatilin başında akşamları meyhanelerde rakı balık filan yaparken, sonlara doğru sosisli yemeye başlamıştık.

Aldığımız hediyelikler peştamalden magnet seviyesine düşmüştü.

Bir gün ben yine Kaş’ın ara sokaklarında birilerine bizim fotoğrafımızı çekmesi için yalvarırken, bir başka çift onları çekmemi rica etti.

Cep delik cepken delik, artık açlıktan neredeyse ağzımızın koktuğu o sınıra gelmişiz belli ki, “10 TL” deyiverdim. Hiç umursamadan parayı uzattılar.

Ben de heyecanla çektim, sonrasında fotoğraf çıktı, salladım ve kendilerine uzattım.

Bunu gören başka bir çift de aynı şekilde rica etti. Ardından bir grup kız rica ettiler. Satın aldığım 2 kutu baskı kasetini bitiriverdim 🙂

Tatil yerlerinde şipşakçı açlığı varmış belli ki, neyse ki ben vardım! 🙂

(Hande Y.)

Sanki Yedim Cami

“Sanki Yedim Cami” hikayesini duymayan varsa kısaca anlatmak isterim: Osmanlı döneminde, Keçecizade Hayreddin Efendi adında orta halli bir esnaf, padişahların yaptırdığı camileri görüp imrenir ve kendisi de bir cami yaptırmak ister. Cami yaptırma fikri aklına girdikten sonra hayattaki en büyük amacı ve tutkusu bu olur. Ama ne hali ne de maddi durumu bu amaca müsaittir. Çevresindekiler “gel vazgeç bu sevdadan” dese de o yolundan dönmez. Çözümü nefsinin arzularını dizginleyerek para biriktirmekte bulur. Canının istediği şeyleri yemeyip “sanki yedim” diyerek parasını bir köşeye koyar ve rivayete göre camiyi bu parayla yaptırır. 18. yüzyıla tarihlenen bu cami, şu an İstanbul’un Fatih İlçesi, Zeyrek Mahallesi, Kirbacı Sokağı’nda bulunmaktadır.

Hikaye güzel. Peki ama biz de bir cami yaptıracak kadar olmasa da ufak ufak tasarrufta bulunabilir miyiz diye düşünürken, bunu en azından bir süreliğine denemeye karar verdim. Fakat benim uygulamamda; canımın istediği şeyleri değil de, kendimce zararlı olduğunu düşündüğüm şeyleri yemeyerek para biriktirmek fikri esas oldu. Kendimce belirlemiş olduğum sürenin sonuna kadar da bu parayı saymayacağıma ve hiçbir şekilde harcamayacağıma dair kendime söz verdim. Bunun yanında da yemediğim zararlı şeyler sebebiyle sağlıklı hissetmenin de “paha biçilemez” diye özetlenebilecek ayrı bir getirisi olduğunu sizlere rahatlıkla söylemek istiyorum.

Sonuç: Belirlenen sürenin sonu geldiğinde canımın istediği şeylerden artırmış olduğum paraları heyecanla ve merakla saydım. Meğer ben ne kadar zararlı şey tüketiyormuşum da haberim yokmuş. Paralar ne yanlış yerlere gidiyormuş da ben saymadan harcıyormuşum. İşinden değil dişinden arttır diyenler haklıymış. Kısacası bu deneme sayesinde belki bir cami yaptıracak kadar değil, ama ufak da olsa bazı ihtiyaçları giderecek kadar para birikebileceğini gördüm. Aslında teorik olarak zamanı uzun tutarak cami bile yaptırılabilir. Tabii ki cami bir yana, sağlıksız şeyleri bırakarak tasarruf etme fikrini herkese tavsiye ederim. Kısa süreliğine de olsa kendinizi test edin; çıkan sonuca muhtemelen siz de çok şaşıracaksınız.

Bol diyetli, tasarruflu, Avantajix’li ve sağlıklı günler.

(A. Toksoy)