Oyuncak Tamir Atölyesi

Dünyada ve ülkemizde oyuncak satışı üzerine devasa büyük bir piyasa var. Bu konuda bir çok şirket, dükkan, pazar ve hatta e-mağaza faaliyet gösteriyor. Ayrıca oyuncak piyasasının muhtemel büyüklüğü ise gezegenimizdeki insan sayısına eşit. Ama oyuncak tamiri dükkanı yok. Hatta OyuncakTamiri.com domain adresini kimse alıp kenara koymadığına göre nedense bu konuda kimse gelecek görmüyor.

Ama durum bence bunun tam tersi. Eğer oyuncak almak için birçok dükkan ve satıcı varsa; bu oyuncakların tamiri için de bir girişim çıksa muhtemelen çok başarılı olacaktır. Çünkü bu oyuncakları çocuklarımıza aldıktan sonra bozulduğunda kırıldığında çoğu kez atıyoruz. Fakat çocuklarımız bu oyuncak ile gerçekten sağlam bir bağ kurmuş olabilir ve bozulması ya da bir parçasının kırılması onları mutsuz edebilir. Aynı şekilde tamiri de onları mutlu edecektir.

İşte bu açıdan bakıldığı zaman oyuncakların tamiri işinin gerekli, faydalı ve para kazandıracak bir iş modeli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda online ve/veya offline bir oyuncak tamir atölyesi açarak çocukların mutluluğunu sağlayabilir, aynı zamanda oyuncakları tamir ederek para kazanabiliriz. Hatta böyle bir girişimin ikinci bir para kazanma kalemi de artık çocuk olmayanların, yani büyümüş ama çok sevdiği bir oyuncağı saklamış olanların, o oyuncaklarını tamir etmek ve hatıra amacıyla saklanmış oyuncakları ilk günkü haline getirmek olacaktır.

Sonuçta böyle bir fikir rüya gibi bir fikirdir, çünkü bir yandan para kazanırken diğer yandan da mutluluk dağıtacaktır.

(L. Gürbay)

Arbitraj Yapmasını Öğrenin

Ufakken misket oynamayı çok severdim. Günlük mahalle maçlarımız dışında boş vakitlerimizde her fırsatta misket oynardım. Bazen futbol oynarken hemen bitse de akşam olmadan biraz daha misket oynayabilsem diye düşünürdüm. Bazı günler ise misket oynamak o kadar sarardı ki mahallenin abileri maça çağırdığında gitmek istemezdim. Biz çocukken yaşadığımız yer çok küçüktü. Bizim mahalle ise diğerlerinden daha da küçüktü. Gerek adam eksikliğinden gerekse maçlarda tam bir görev adamı gibi davrandığımdan, genel ortalamadan bir kaç yaş ufak olmama rağmen beni kadroya hep dahil ederlerdi. Futbol benim için görevdi. Bugün şurada dur, şu adamı tut, pasları şuna at… Ama misket öyle mi? Misket özgürlüktü. İstediğim kararı kendim veriyordum. Ama özgürlük her zaman iyi değildir. Maçları genelde kazanırken misket oynadığımda genellikle kaybediyordum. Bunu iki şeye bağlıyorum: Birincisi mahalle maçlarından dolayı tanıştığım ve takıldığım arkadaşlar benden büyüktü. İkincisi itiraf etmek gerekir ki pek iyi oynamıyordum.

Hayat bir süre bu şekilde devam etti, fakat durumumuz iyi olmadığı için çok fazla misket alamıyordum, alsam bile elimde kalan üç beş misketi de aynı gün kaybedip eve misketsiz dönüyordum. Bir gün elimde kalan son onluk misketi on tane misket ile takas edip oynamaya devam etmek isterken herkes o birlik bizi mi kandırıyorsun diye söyleyince buna son verecek bir şey fark ettim. Farklı mahalleler kendi piyasalarını oluşturmuştu. Bir mahallede kemik onluk gökkuşağı birlik iken, başka mahallede durum tam tersi olabiliyordu.

Bunu fark etmemin üzerinden birkaç hafta geçmişti ki, hala oynarken kaybetmeye devam etmeme rağmen yüzlerce misketim vardı. Artık kendimi kral gibi hissediyordum. İşi daha ileri götürüp önce hangi mahallede hangi misket kaçlık not etmeye başladım; daha sonra ise satıp sakız ve cips almaya başladım. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra aldığımız cipslerden taso çıkmaya başladı. Çok hızlı bir şekilde misketler değer kaybetti ve herkes taso oynamaya başladı. Artık misketlerin bir değeri kalmamıştı. Ben de yılmadım aynı şekilde taso ile devam ettim. Yıllar sonra bir malı değeri düşük olan bir yerden alıp yüksek olan yerde satılmasının ekonomide “arbitraj” denildiğini öğrendim. Bugün aynı işe bitcoin ile devam ediyorum. Son olarak o misketleri hala saklıyorum.

(Onur D.)

Çevrenizdekilerin İkinci El Eşyalarını Satın

Merhaba;

Benim hikayem bir şehirde yüksek lisans yaparken evlenip başka bir şehre taşınmamla başladı. Hayatımda neredeyse bakkaldaki çalışan dışında kimseye karşı “para” kelimesini cümle içerisinde kullanmamıştım bile. Ticaret, hayatta başarılı olamayacağım tek şey zanneder ve paradan da korkardım üstelik.

Hayatımda hiç boş durmamış, devamlı ya okulumla ya da hobilerimle meşgul olmuş bir insan olarak da, o yaşıma kadar hiç bulunmadığım bir şehirde ne yapacağımı bilememek beni inanılmaz bir boşluğa sürüklemişti. Bir ikincisi de o güne kadar kendi imkanlarımla geçinmiş olmam, işsizliğin psikolojik yükünü çok fazla artırmıştı.

Bir gün ne yapayım ne edeyim diye düşünürken aklıma kullanmadığım kıyafetlerim geldi. Hem iyi bir başlangıç olabilirdi hem de maliyetsiz bir deneme yanılma olacaktı. Satmayı denedim, güzel de sonuçlar elde ettim. Baktım yapabiliyorum bu işi, evdeki gereksiz beyaz eşyalara, mobilyalara yöneldim. Satışlarımı gören çevremdekilerden “benimkileri de sat” talepleri gelince, üzerlerine ufak miktarda kar koyarak onların kullanmadıkları eşyaları da satmaya başladım. Bu süreçte ikinci el beyaz eşyalara, mobilyalara kadar bir çok şey sattım.

Aradan 6 ay geçtikten sonra bu sefer bir başka şehre atamam gerçekleşti. Süreç boyunca ne alabilirim, ne satabilirim, insanlar neleri nerelerden kaça alıp kimlere kaça satıyorlar hep bunlara bakıyordum. Kendi çapımda bir pazar araştırması, fizibilite çalışması yapıyordum. Dolayısıyla bir miktar ticaret algım da oluşmaya başladı artık. Bu arada düşündüm, taşındım. Bilgisayar konusunda iyiyim, internet alışverişleri, sosyal medya ve aynı zamanda teknoloji ile çok yakından ilgiliyim. Bunu neden nakde çeviremeyeyim?

Ülkemizde herkes teknolojiyi kullansa da, nüfusa oranla çok az bir yüzde kullandığı teknolojiye hakim. Dolayısıyla insanların yapamadığı bir şeyi siz aracı olarak yapıp, hem alacağı ürünü daha ucuza sizden almasını sağlayabilir, hem de bundan ciddi bir kar elde edebilirsiniz. -Evet, zaten buna da ticaret diyoruz :)

Giymediğim ikinci el kıyafetlerimle başlayıp, kullanmadığım eşyalarla ve kendi iğneleme keçe tekniğiyle yaptığım bazı ürünlerin satışıyla devam eden yolculuğum bir Çin sitesinden ürün getirtmek suretiyle kullanmaya karar vermemle de farklı bir boyuta taşındı.

Artık tek yaptığım beğendiğim bir ürünü alıp kullanmak ve insanların dikkatini çekmesini beklemek oluyor. Ben arz etmeden onlar taleple geliyor ve fiyatlarını duyunca da zaten karşı koyamıyorlar. Üzerine bir de ekstradan sizin de bildiğiniz satış sitelerine yükleme yapıyorum. Artık yalnız bu işten, neredeyse hiç bir şey yapmadan 600-700 TL gibi bir ek kazanç elde ediyorum ki bu da benim için bir aylık ev kirası demek.

Daha fazla uzatmayayım. Buradan size tavsiyem ne yapın edin internetin nimetlerini değerlendirip boş zamanlarınızda online alışveriş nasıl yapılır, bir ürünü nasıl daha ucuza alabilirsiniz, ürünler arası kıyaslamaları en doğru şekilde nereden ve nasıl yapabilirsiniz bunları mutlaka araştırın.

Herkese bol kazançlar.

(Melek Ç.)

Gazoz Kapağından Para Kazanmak

İstanbul’da üniversite 3. sınıftaydım. Ne yapsam da bir yerlerden para kazansam diye düşünürken bir içecek firmasının şişe kapaklarından çıkan kodlarından 50 tane toplayana 2 adet sinema bileti verdiğini öğrendim. Acaba bu kapakları nereden bulabilirim derken kafamdaki ışık yandı. AVM’lerde yemek katında temizlik yapan abiler ve ablalar!! Hemen bir adet ablayı çektim kenara durumu açıkladım. Ona topladığı kapak başı ücret teklif ettim kabul etti. Kısa süre içinde kapak ve kodlar hazırdı. Ama problemler bitmemişti. Malum içecek firmasının sitesine üye olmak için telefon aktivasyonu gerekiyordu ve 1 kişi en fazla 6 bilet alabiliyordu. Hemen ev arkadaşıma olayı anlattım bana ortak oldu. Birlikte arkadaşlarımız arasından yeni üyeler buluyor ve siteye onları üye yapıyorduk. Daha hızlı çalışabilmek için okuması zor kodları küçük masa lambası yardımıyla arkadaşım bana okuyor ben de siteye seri şekilde giriyordum. Biletler hazırdı.

Bunun üzerine İstanbul’da bileti en pahalı olan sinemaları araştırdık. İlk sıradakini müşterilerinin sosyo-ekonomik durumlarının fazla iyi olmasından dolayı eledik. Hedef kitlemiz ikinci sıradaki AVM’de olduğundan hazırladığımız biletleri burada filme girecek kişilere teklif edip satmaya başladık. Sinema bileti 20 TL, bizim maliyetimiz 2,5 TL idi. 15 TL’den kapıyı açıyorduk karşıdaki kişinin pazarlığına göre gerekirse fiyatı 8-10 TL’ye bile düşüyorduk. Kapakçı abla artık bize yetişememeye başlamıştı.

Bunun üzerine tedarik hızını arttırmak üzere Ankara’da hurdacılık yapan birisiyle tanıştım ve o andan itibaren sınırsız kapağa ulaştım. Hem bu şekilde maliyet çok daha uygun olmaya başladı. Bir ara evde 5.000 civarı kapağımız vardı ve görüntüsü görenleri güldürüyordu.

Maliyet artık 1 TL idi. İzlemeye girmeyecek insanları bile filmleri öve öve sinemaya sokar hale gelmiştik. Her hafta gittiğimiz için düzenli müşterilerimiz de olmuştu. AVM’de olmadığımız zamanlarda telefonla kod gönderiyor ücretini bankadan havale yoluyla tahsil ediyorduk. Kampanyanın son dönemine yetiştiğimiz için bu işi kısa bir süre yapabildik, ama yine de hatırı sayılır miktarda para kazanmıştık. Fakat bence en büyük kazancımız; gün içerisinde yüzlerce kişiyle muhatap olmamızdı ve bu durum özgüven olarak bize çok şey katmıştı. Sonuçta hem benzersiz bir ürün üzerinden şahane bir iş akışı yaratmıştık; hem tanımadığımız kişilerle dakikalarca muhabbet edebilir hale gelmiştik; hem de bu projeyi mükemmel bir kazançla taçlandırmıştık.

(Bahadır G.)